İzmir…
Kimi için denizin mavisi, kimi için Kordon’da gün batımı, kimi için Alsancak’ın kalabalığı…
Kimi için çocukluğunun sokağı, kimi için yeni bir hayatın başlangıcıdır İzmir.
Ama İzmir sadece güzel manzaralardan, körfezden, palmiyelerden ve boyozdan ibaret değildir.
İzmir; aynı zamanda emekçinin, esnafın, öğrencinin, emeklinin, iş insanının, sanatçının ve sokakta yaşam mücadelesi veren insanların kentidir.
Ve bugün İzmir’in en büyük sorunu, İzmir’in sahip olduğu potansiyelle yaşadığı gerçeklik arasındaki uçurumdur.
Kent büyüyor ama sorunlar da büyüyor.
Trafik her geçen gün daha fazla insanın zamanını çalıyor.
Toplu ulaşımda vatandaşın beklentisi hâlâ yüksek.
Bazı mahallelerde altyapı sorunları konuşuluyor.
Temizlik, kent estetiği, otopark, kentsel dönüşüm ve sosyal destekler İzmirlinin gündeminden düşmüyor.
Bir de ekonomik gerçekler var.
Esnaf siftah yapmadan kepenk kapatıyor.
Emekli hesap yaparak pazara gidiyor.
Gençler İzmir’de yaşamak istiyor ama ev kiraları ve yaşam maliyetleri önlerine büyük bir duvar gibi çıkıyor.
Peki İzmir bunu hak ediyor mu?
Hayır!
Çünkü İzmir, Türkiye’nin en önemli şehirlerinden biri olmanın çok daha ötesinde bir potansiyele sahip.
İzmir’in tarihi var.
İzmir’in kültürü var.
İzmir’in üniversiteleri var.
İzmir’in limanı var.
İzmir’in tarımı, turizmi, sanayisi, girişimcisi, gençleri ve dünyaya açılan yüzü var.
Eksik olan ise bunları aynı hedef doğrultusunda buluşturacak ortak akıl.
Artık İzmir’de siyasi tartışmaların ötesine geçmek gerekiyor.
Bu kentte iktidarıyla, muhalefetiyle, belediyesiyle, merkezi hükümetiyle, sivil toplumuyla, meslek odalarıyla ve iş dünyasıyla ortak bir masa kurulmalı.
Çünkü İzmir’in kaybedecek bir beş yılı daha yok.
Bugün yapılmayan yatırım yarın daha pahalıya mal oluyor.
Bugün çözülmeyen ulaşım problemi yarın daha büyük bir trafik krizine dönüşüyor.
Bugün ertelenen kentsel dönüşüm, yarının en büyük sosyal ve ekonomik sorunlarından biri haline geliyor.
Ve artık İzmirlinin bir başka şeyi de sorgulaması gerekiyor:
“Ben bu kentte nasıl daha iyi yaşayacağım?”
Sadece seçimden seçime sandığa giderek değil…
Her gün yaşadığı kente sahip çıkarak.
Çünkü belediyecilik sadece asfalt dökmek, kaldırım yapmak ya da park açmak değildir.
Belediyecilik, insana dokunmaktır.
Bir öğrencinin ulaşım sorununu çözmektir.
Bir emeklinin pazar alışverişini kolaylaştırmaktır.
Bir esnafın ayakta kalmasına destek olmaktır.
Bir annenin çocuğuyla güven içinde yaşayabileceği mahalleler oluşturmaktır.
Bir gencin “İzmir’den gitmek zorundayım” demek yerine “İzmir’de geleceğimi kuracağım” diyebilmesini sağlamaktır.
İzmir’in buna ihtiyacı var.
Kavga değil, çözüm.
Slogan değil, proje.
Günü kurtarmak değil, geleceği planlamak.
Ve en önemlisi…
İzmir’i gerçekten İzmirliyle birlikte yönetmek.
Ben yıllardır bu kentin sokaklarını, insanlarını ve hikâyelerini takip eden bir gazeteci olarak şuna inanıyorum:
İzmir’in ruhu hâlâ dimdik ayakta.
Kordon hâlâ güzel.
Körfez hâlâ bizim.
Kemeraltı hâlâ tarih kokuyor.
Kadifekale hâlâ İzmir’e yukarıdan bakıyor.
Ve bu kentin insanı hâlâ umut ediyor.
İşte mesele de tam burada başlıyor.
İzmir’in umudunu kaybetmesine izin vermemek gerekiyor.
Çünkü İzmir sadece bir şehir değildir.
İzmir, bir yaşam biçimidir.
Ve bu güzel kentin geleceği hepimizin ortak sorumluluğudur.
İzmir’i konuşmanın değil, İzmir için çalışma zamanıdır.
Gerisi laf…
İzmir beklemiyor. İzmir artık hizmet bekliyor.