Sokakların yazarı olarak yıllardır sokakları dinliyorum.
Kaldırım taşlarının sessizliğini, esnafın kepenk sesini, çocukların kahkahasını, yaşlıların banklarda yaptığı sohbetleri…
Ama son yıllarda sokakların başka bir sesi daha var.
Havlamalar…
Bazen bir çöp konteynerinin yanında, bazen bir apartman girişinde, bazen de gecenin sessizliğinde duyulan o sesler…
Onlar da bu şehrin sakinleri.
Onların adı yok belki.
Kimlikleri, adresleri, tapuları yok.
Ama kalpleri var.
Acıları var.
Korkuları var.
Ve en önemlisi, yaşam hakları var.
SOKAKTA DOĞDU DİYE SUÇLU MU?
Bugün hayvan hakları konusunda toplum olarak ciddi bir sınavdan geçiyoruz.
Bir tarafta güvenli sokaklar isteyen vatandaşlarımız var.
Diğer tarafta yıllardır insanların yaşadığı mahallelerde hayatını sürdüren sokak hayvanları…
Bu iki tarafı karşı karşıya getirerek çözüm bulamayız.
Çünkü mesele “insan mı, hayvan mı?” meselesi değildir.
Mesele, insan güvenliğini sağlarken hayvanın yaşam hakkını nasıl koruyacağımızdır.
Çözüm ne hayvanları tamamen başıboş bırakmaktır ne de onları birer “sorun” olarak görüp yok etmektir.
Çözüm; bilimsel, vicdani, sürdürülebilir ve denetlenebilir bir sistem kurmaktır.
BELEDİYELERİN İŞİ SADECE ÇÖP TOPLAMAK DEĞİL
Bir belediyenin başarısını sadece yaptığı asfaltla, diktiği kaldırım taşıyla, açtığı parkla ölçemeyiz.
O belediyenin sokaktaki canlının yaşamına nasıl dokunduğuna da bakmalıyız.
Kısırlaştırma…
Aşılama…
Tedavi…
Rehabilitasyon…
Sahiplendirme…
Geçici bakım merkezlerinin gerçek anlamda bakım merkezi olarak işletilmesi…
Bunların tamamı yerel yönetimlerin planlı ve şeffaf biçimde yürütmesi gereken işlerdir.
Bir hayvanın sokakta doğması, onun kaderinin ölüm olması anlamına gelmemelidir.
Aynı şekilde bir vatandaşın sokakta kendisini güvende hissetmemesi de görmezden gelinemez.
İnsan güvenliği ile hayvan hakkını birbirinin düşmanı haline getirmek, asıl meseleyi çözmez.
BİR KAP SU, BİR KAP MAMA YETMEZ
Hayvan sevgisini sadece sosyal medyada fotoğraf paylaşmak sanıyorsak yanılıyoruz.
Bir kap su koymak güzeldir.
Bir kap mama bırakmak güzeldir.
Ama asıl mesele, sürdürülebilir bir yaşam düzeni kurabilmektir.
Hayvan sahiplenmek…
Sokağa terk etmemek…
Kısırlaştırmak…
Satın almak yerine sahiplenmek…
Hayvanlara eziyet edildiğinde susmamak…
Çocuklara hayvan sevgisini öğretmek…
Ve en önemlisi, hayvanı bir eşya değil, canlı bir varlık olarak görmek.
Çünkü bugün bir hayvanın başına gelen zulme sessiz kalan toplum, yarın başka bir canlıya yapılan zulme de sessiz kalabilir.
SOKAKLAR SADECE İNSANLARIN DEĞİLDİR
Sokak dediğimiz yer sadece asfalt ve kaldırımdan ibaret değildir.
O sokakta sabah işe giden insan vardır.
Okula giden çocuk vardır.
Dükkanını açan esnaf vardır.
Ve köşe başında güneşlenen bir kedi…
Çöp konteynerinin yanında yiyecek arayan bir köpek…
Hepsi aynı hayatın parçalarıdır.
Bu nedenle şehir yönetimi, insanıyla hayvanıyla bir bütündür.
Modern belediyecilik biraz da budur.
Sadece betonun değil, canlının yönetimidir.
VICDANIN DA BİR SINIRI YOKTUR
Bugün bir hayvanın gözlerine baktığınızda aslında çok basit bir şey görürsünüz.
Yaşamak isteyen bir canlı…
Ne siyaset bilir.
Ne makam bilir.
Ne para bilir.
Ne de insanın kurduğu hesapları…
Sadece yaşamak ister.
Biz insanların onlardan daha güçlü olmamız, onlara istediğimizi yapma hakkı vermez.
Tam tersine, güçlü olanın sorumluluğunu artırır.
Bir toplumun medeniyet seviyesini ölçmek istiyorsanız sadece gökdelenlerine bakmayın.
Sokaklarına bakın.
Sokaklarında yaşayan canlılara nasıl davrandığına bakın.
Çünkü merhamet, medeniyetin görünmeyen yüzüdür.
SOKAKLARIN YAZARI DİYOR Kİ…
Ben sokakların yazarıyım.
Sokağın sesini yazıyorum.
Bugün o sokaklarda yaşayan sessiz dostlarımızın da sesi olmak istiyorum.
İnsanlarımız güvende olsun.
Çocuklarımız güvenle parklarda oynasın.
Yaşlılarımız korkmadan yürüsün.
Ama aynı zamanda hiçbir hayvan işkence görmesin, aç bırakılmasın, terk edilmesin.
Bunun yolu birbirimize düşman olmaktan değil, akıl ve vicdanla ortak çözüm üretmekten geçiyor.
Çünkü unutmayalım…
Bir köpeğin havlaması geçer.
Bir kedinin miyavlaması diner.
Ama bir canlının gözlerindeki korku, bizim vicdanımızda uzun süre kalır.
Sokaklar hepimizin.
Şehirler hepimizin.
Ve yaşam…
Sadece insanlara ait değil.
Sokakların Yazarı