Kimse bir kadının ne kadar acıyı içine gömdüğünü bilmez…
Gülüşünün altına saklanan kırıkları, kapıların ardında duyulmayan çığlıkları, gözlerinin içindeki sönmüş kıvılcımı kimse fark etmez.
Dışarıdan bakınca her şey normal görünür; ama bir kadın bazen her gün biraz daha ölür, kimse onun farkına bile varmaz.
Bir kadın, her sabah aynı adama “Günaydın” derken içinden şu cümleyi kuruyorsa:
“Allah’ım bugün beni incitmesin…”
İşte şiddet çoktan başlamıştır.
Bazen bir kadının canını en çok acıtan, yumruk değil;
“Senden nefret ediyorum.”
“Sen zaten bir hiçsin.”
“Sana kim inanır?”
diye fısıldanan kelimelerdir.
Çünkü bir tokat geçer, izleri silinir…
Ama kelimelerin bıraktığı yara, yıllarca kanamaya devam eder.
Bir kadın gece boyunca ağlayıp sabah kalktığında yüzünü yıkayıp güler gibi yapıyorsa…
Sırf çocukları görmesin, komşular duymasın diye sessizce ağlıyorsa…
Bir gün evden gidecek gücü olmadığı için kendine kızıyorsa…
O kadın, çoğu insanın hayal bile edemeyeceği bir cehennemin içinde yaşamaktadır.
Kapı sertçe kapandığında tir tir titreyen bir kadın düşünün…
Yatağa uzandığında “Sessiz nefes alayım da uyanmasın” diye düşünen…
Bir kelimeyi yanlış söylememek için zihninde cümlelerini prova eden…
Her tartışma sonrası içindeki ışığı biraz daha söndüren…
Bu, bir hayat değildir.
Bu, bir insanın yavaş yavaş yok oluşudur.
Toplum ise ne yapar?
“Yuvanı bozma.”
“Baba evine dönülmez.”
“Çocuklar için sabret.”
der…
Kimse sormaz:
“O kadın ne kadar daha dayanabilir?”
Bir kadın, yıllarca susturulduktan sonra bir gün daha fazla dayanamayıp konuştuğunda insanlar şaşırır.
“Neden şimdi?” derler.
“Neden daha önce söylemedin?” derler.
Oysa bilmezler ki yıllarca “Kimse sana inanmaz” diyen biriyle yaşamış olmanın ağırlığını…
Çocuklarının korkmuş gözlerini…
Her gece dua ederken “Allah’ım ölmeden bana bir çıkış yolu göster” deyişini…
Bir kadın, acıya o kadar alışır ki bir gün acımadığını fark ettiğinde dehşete kapılır.
Çünkü artık canı bile yanmıyordur.
İşte o an ruhunda ölen şey, yalnızca umut değildir; kendine duyduğu saygı, insanlara olan inancı, yaşamaya dair isteğidir.
Kadına şiddet; yeni bir morluk, yeni bir tartaklama, yeni bir küfür değildir.
Kadına şiddet, bir kadının yavaş yavaş yok olmasıdır.
İçindeki çocuğun, hayallerin, gençliğin, neşenin öldürülmesidir.
Bir kadının gözlerinde kaybolan ışık, aslında bütün insanlığın karanlığa gömülmesidir.
Ve en acısı…
Bir kadının ölmeden önce defalarca öldürülmesidir.
Her gün, her saat, her bakışla…
Oysa bir kadının tek istediği şey çok basittir:
Biraz sevilmek.
Biraz saygı görmek.
Biraz huzur…
Biraz güven…
Bu kadar basit bir şey için hiçbir kadın gözyaşına, korkuya, acıya teslim edilmemeli.
Susmak bu suça ortak olmaktır.
Korkmak insanidir, ama bir kadını yalnız bırakmak insanlığa ihanettir.
Kaleminize sağlık.