Hayatın içinde sık sık gözlemlediğimiz bir tablo var: İnsan, emeğe ve sevgiye rağmen nankörleşebiliyor; hayvan ise sahiplenildiğinde, beslendiğinde, sevildiğinde koşulsuz bir sadakat gösteriyor. Peki, burada işin doğrusu hangisi? İnsan mı nankör, yoksa hayvan mı candostu?
İnsan… Duygularıyla, aklıyla, hayalleriyle donatılmış bir varlık. Ama aynı zamanda hırslı, endişeli ve çoğu zaman doyumsuz. Bazen verilen değeri göremez, bazen de yapılan iyiliği unutacak kadar meşgul olur. Evet, insan nankör olabilir. Ama bu, onun doğası değil; karmaşık ruhunun, beklentilerinin ve bazen de yalnızlığının bir yansımasıdır.
Hayvan… Sessiz, konuşmasız ama ruhuyla konuşan. Bir köpek, bir kedi ya da bir kuş… Ona uzatılan elin sıcaklığını, gösterilen sevginin kıymetini unutmayan canlılar. Sahiplerine olan sadakatleri, insanın çoğu zaman kıskandığı bir candostluktur. O, sorgusuz sualsiz verir, karşılık beklemez. Onun sevgisi koşulsuzdur.
Belki de asıl soru, “insan mı nankör yoksa hayvan mı candostu?” değil, “insan hayvanlardan öğrenebileceği candostluğu ne zaman fark edecek?” olmalı. Çünkü insanın yüreği de, hayvanın yüreği kadar sevgiye açık. Yalnızca bazen görmeyi ve hissetmeyi unutuyoruz.
Sonuçta… Nankörlük insana özgü bir gölge belki, candostluk ise hayvanın ışığı. Ama gölge ve ışık aynı dünyada yan yana duruyor. İnsan, biraz dikkat ederse gölgesini aydınlatabilir; hayvan ise zaten ışığını hiç kaybetmez.