Bazı dönemlerde fikirler, kitaplardan daha ağır gelir. Kelimeler, kurşundan daha tehlikeli görülür. 1930’lu yıllarda Sovyetler Birliği’nde “Pantürkizm” işte böyle bir anlam taşıyordu: bir fikir değil, bir tehdit, bir “günah” damgasıydı. Oysa bu suçlamanın muhatapları çoğu zaman yalnızca düşünürler, şairler, bilim insanlarıydı. Tıpkı Ahmed Cevad ve Bekir Sıtkı Çobanzade gibi…
İmparatorlukların Korktuğu Ses
20.yüzyıl başı, çok uluslu imparatorlukların çatırdadığı bir dönemdi. Rusya da bundan nasibini aldı. Stalin’in liderliğinde Sovyetler, milliyetçiliği potansiyel bir “parçalanma” tehdidi olarak görüyordu. Türk dünyasında gelişen dil, kültür ve kimlik bilinci ise Moskova için sessiz ama güçlü bir tehlike demekti.
İşte tam bu noktada, fikri olan insanlar hedef hâline geldi. Savaş meydanında değil; sorgu odalarında, hücrelerde ve infaz mangalarının önünde bir “fikir savaşı” yürütüldü.