Bazıları için sadece takvim yaprağı.
Ama bir kadının yüreğine sorarsan…
Bu tarih, bir ömür boyunca duyulmayan seslerin, yarım kalan nefeslerin, gömülen hayallerin kanayan izi gibidir.
Bir zamanlar kadınlar vardı…
Geceleri karanlığa, gündüzleri suskunluğa mahkûm edilen.
Duyulmasın diye yutkunan, görünmesin diye gölgesine sığınan.
“Benim de hakkım var” diyemeden toprağa karışan…
Bir anne düşün…
Yıllarca evin içinde tutsak gibi dolaşmış,
Kızını okula gönderememiş,
Kendi hayalini sessizce gömmüş…
Ama içinden içinden “Keşke” diye çığlık atmış.
Bir kız çocuğu düşün…
Sırf kız olduğu için masanın en ucuna oturtulan,
Sesini yükseltince “Sus!” diye susturulan,
Hayali elinden alınan…
Daha büyümeden büyümek zorunda kalan…
İşte bu ülkenin kadınları yıllarca böyle yaşadı.
Sessizliğin içinde çırpına çırpına…
Kendi acısını içine göme göme…
Var olabilmek için bile mücadele vere vere…
5 Aralık, işte o sessiz çığlıkların duyulmaya başladığı gün.
Ama kimse söylemez bu mücadelenin hangi bedellerle ödendiğini…
Toprağa düşen kadınların, kaybolan gülüşlerin, yarım kalan ömürlerin acısını.
Bugün kutladığımız hakların çoğu
bir kadının gözyaşından,
bir annenin yüreğinden,
bir kız çocuğunun yarım kalan masalından çıktı.
Şimdi sor kendine:
Gerçekten eşit miyiz?
Gerçekten güvende miyiz?
Gerçekten özgür müyüz?
Her yıl 5 Aralık geldiğinde,
Yüreğimizin bir yerinde sızı dinmiyor.
Çünkü hâlâ susturulan kadınlar var.
Hâlâ duyulmayan çığlıklar,
Hâlâ adını bile bilmediğimiz kayıplar var…
Ve bütün bu karanlığa rağmen,
Kadınlar yeniden doğuyor.
Yaralarından güç büyütüyor.
Yıkılmamak için kendini parçalıyor.
Hiç kimse bilmeden,
Hiç kimse görmeden…
Bugün, onların üzerine kapanmış o karanlığın ortasında
küçük bir ışık yakıyoruz.
Ve yüreği paramparça olan her kadın için
şu sözü veriyoruz:
Seni duyacağız.
Seni savunacağız.
Adını yaşatacağız.
Ve bir gün…
Hiçbir kadın hakkı için gözyaşı dökmek zorunda kalmayacak.
5 Aralık…
Acının, mücadelenin ve asla vazgeçmeyen kadınların günüdür.
Yüreği parçalansa da yürümeye devam edenlerin…