Bazı erkekler vardır; insan denmeye alışır ama aslında refleksler bütünüdür. Düşünmez, hissetmez, tartmaz. Sadece dürtü üretir. Beyin, bu tip için hayati bir organ değil; aksesuar gibidir. Varsa da kullanılmaz. Zaten kullanılsa, bu kadar boş konuşulmaz.
Bu adamın hayat felsefesi basittir: Ben istiyorum, o halde var. Karşısındaki bir kadın değil; bir beden parçasıdır. Onun adı, geçmişi, sınırları yoktur. Varsa yoksa kendi tatmini. Kendini “erkek” sanır; oysa erkeklik sadece hormon üretmek değil, irade taşımaktır. İrade yoksa geriye ne kalır? Gürültü.
Doğum günü mü? Kutlanacak ne var? Bir yıl daha düşünmeden yaşanmış günlerin anması mı? Mum üflerken kaç yaşına girdiğini değil, kaç kadının hayatını anlamsızlaştırdığını saymak gerekir. Pasta kesilir, ama karakter hâlâ hamdır.
Bu tip için cinsellik bir paylaşım değil; bir istiladır. Yakınlık bilmez, rıza kavramını “naz” sanır, reddedilmeyi ise kişisel bir hakarete dönüştürür. Çünkü hayır kelimesi, zihinsel gelişimi ergenlikte kalmış biri için kabul edilemez bir tehdittir.
En trajik tarafı şudur: Bu adam kendini çok cazip zanneder. Aynaya bakıp özgüven gördüğünü sanır, ama görünen şey yalnızca kibirdir. Zeka olmayınca özgüven karikatürleşir. Derinlik olmayınca çekicilik ucuzlar. Ve ucuz olan, kısa sürede tüketilir.
Böyle birine parti yapılmaz. Böyle birine alkış tutulmaz. En fazla sessizlik yakışır. Çünkü bazı insanlar hayatımıza misafir değil, ders olarak gelir. Ve her ders tekrar edilmemelidir.
Son söz:
Belden aşağı yaşayan bir adamın, yukarı çıkacak bir geleceği yoktur.